DOLAR 7,9473
EURO 9,4005
ALTIN 486,939
BIST 1198,89
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 26°C
Parçalı Bulutlu
#gazeteciliksucdeğildir
#gazeteciliksucdeğildir

Ahmet Şık :Muhalefete önderlik edecek tek kişi Selahattin Demirtaş

Ahmet Şık :Muhalefete önderlik edecek tek kişi Selahattin Demirtaş
#gazeteciliksucdeğildir
05.09.2020
18
A+
A-

Geçtiğimiz aylardan HDP’den istifa eden gazeteci-yazar ve Bağımsız İstanbul Milletvekili Ahmet Şık Gazete Duvar’dan İrfan Aktan‘a konuştu.Çarpıcı açıklamalara imza atan Ahmet Şık “Bence mevcut muhalefete önderlik edecek tek kişi Selahattin Demirtaş ve tam da bu nedenle hapiste. Ancak bu bir fasit daire. Sen sessiz kalırsan Selahattin Demirtaş hapiste kalmaya devam edecek.” dedi.

“İktidar, muhalefeti sosyal medyaya sıkıştırıp orada oyalarken, hayatın her alanında hükümranlığını sürdürüyor. Üstelik öyle bir sanrı yaratıldı ki, haksızlığa, hukuksuzluğa maruz kalanlar sanki sosyal medyadaki “dayanışmayla” dertlerine deva buluyor, erişemedikleri adalete buradan ulaşabiliyor.

Geçtiğimiz hafta, açlık grevindeki avukat Ebru Timtik’in yaşamını yitirmesi üzerine yine sosyal medyadan yükselen tepkinin gerçek bir dayanışma olmadığından yakınarak Twitter hesabını askıya alan İstanbul bağımsız milletvekili Ahmet Şık, sosyal medyada “sağlanan” adaletin ömrünün, sosyal medya akışı kadar kısa olduğunu düşünüyor. Ona göre sosyal medya çalkalanırken sokaklar sessiz, “yalnız değildir” denilenler yalnız, polisler neredeyse işsiz.

O halde ne yapmalı? Şık’a göre mevcut iktidarın seçimle gitmeye niyeti yok. Bu yüzden sonbahardan itibaren seçim ve siyasi partiler yasasında düzenleme gündeme gelebilir ki, bu, iktidarın kazanmayacağı bir seçim döneminin kapanması anlamı taşıyabilir. AKP-MHP içindeki taht savaşlarına da değinen Şık’la sosyal medyada, parlamentoda ve sokakta muhalefeti, olası geleceği, özeleştiri ve önerilerini konuştuk.

Twitter’ı kullanmayı neden bıraktınız?

Avukat Ebru Timtik’in öldüğü gece, tıpkı daha önceki ölümlerde olduğu gibi sanal dünyada yine aynı sözcüklerle ve aynı cümlelerle karşılaşıp reel hayatta ise bunca yalnız olmamıza öfkelenerek hesabı bir süreliğine askıya aldım. Muhaliflerin seçim sandığına hapsedilmesi ve sosyal medyanın linç şehveti peşindeki rehineleri haline gelmesi nedeniyle yaptım bunu. Bu dediğimden sosyal medyayı önemsiz ya da etkisiz bulduğum anlamı çıkarılmasını istemem. Ancak Saray faşizmi ile bu şekilde hesaplaşmanın mümkün olmadığını düşünüyorum.

Nasıl hesaplaşılabilir peki?

Temel hak ve özgürlüklerin her dönemde kolayca alaşağı edilebildiği, demokrasi fakiri ve medyasız bu ülkede devletten hakkın olanı alacağın, iktidara had bildireceğin ve sesini duyurabileceğin yerin tek adresi sokaktır. Bu ağır koşullara rağmen bir avuç insanın sokakta yürütmeye çalıştığı hak mücadelesine dâhil olmak yerine Twitter’dan, Facebook’tan vicdan rahatlatmak çok rahatsız edici. Sosyal medyada esip gürleyen binlerce insan varken bunun sokağa hiçbir şekilde yansımaması, tepkilerin kuvveden fiile dönüşmemesi garip değil mi? 1968’de Fransa’daki protestolardan kalma çok güzel bir slogan var: “Barikat sokağı kapatır, yolu açar.” Bu slogan bir hayat bilgisine dayanıyor ve bizde bu bilgi var. Barikatın Twitter’dan, Facebook’tan kurulamadığını gördük.

REJİMİ KORKUTAN TEK GÜÇ KADINLAR

Fakat Anayasa’da güvence altına alındığı halde muhalefete, mağdurlara toplu gösteri ve yürüyüş hakkı tamamen rafa kaldırılmış. Sosyal medyada da ciddi kısıtlamalar, tweet attı diye hakkında soruşturma açılan on binlerce insan var. İnsanların sokağa çıkmalarının herhangi bir yolunun bırakılmadığı ortamda sosyal medyanın tek mecra haline gelmesi şaşırtıcı mı?

Elbette insanların korkularını, kaygılarını anlıyorum. Ama öncelikle şu tespiti yapmak gerek: Rejimin kendi destekçilerine saldığı korku daha büyük.

Nasıl yani?

En tepedeki dahil hepsi korku içinde. Hangi suçlara karıştıklarını ve bunun hukuki karşılığının ne olduğunu çok iyi biliyorlar. “Yapıyorlar, çünkü yapabiliyorlar” tespiti, iktidarın gücünü değil bizim güçsüzlüğümüzü, ya da sahip olduğumuz gücü gösteremediğimizi anlatıyor aslında. Ancak, bizi sokağa çıkarmaktan alıkoyan her ne ise, biz sokağa çıkıp demokratik haklarımızı talep etmediğimiz sürece bize çok daha ağırını yaşatıyor, yaşatacak. İnsanların vazgeçemediği konforları var. Ama bilmeliler ki, gasp edilen haklarına itiraz etmedikleri sürece, şimdi sahip olduklarını sandıkları o konforları da peyderpey ellerinden alınacak. Çünkü sessizlik, korku iklimini besleyen en etkili zehir. Doğru zamanda, doğru yerde, doğru ve güçlü sesi çıkarmanın panzehir olduğunun da kanıtı var; kadınlar. Gezi isyanından bu yana, rejimi korkutan tek güç kadınlar. Ülkeyi bir faşist cuntaya teslim eden ve ardından herkesin sindiği ya da iktidarın çizdiği hatta hizalanmakta tereddüt etmediği bir karanlık dönemin başlangıcı olan 15 Temmuz kalkışmasından bu yana sokaklarda hakkının peşinde olan tek güç kadın hareketi. Sadece İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik saldırıya bile öylesine kuvvetli bir direnç gösterildi ki, iktidar frene basmak zorunda kaldı. Dolayısıyla Türkiye muhalefetinin, etki değerlendirmesi yapması için önünde böylesi somut, güncel bir örnek var.

SOSYAL MEDYAYA YAYILDIĞIMIZI DEĞİL, SIKIŞTIĞIMIZI ANLAMANIN VAKTİ GELDİ

Yani sizce muhalif insanlar, sizin yaptığınız gibi sosyal medyayı askıya mı almalı?

Elbette hayır. Zaten haddim de değil bunu söylemek. İnternet çağına doğmuş genç arkadaşların sosyal medya mecrasını çok önemsemelerini anlıyorum. Oradan yapılan faaliyetlerin hayatlarında kapladığı yerin de farkındayım. Ama buradan bırakın bir devrim yapmayı, iktidara had bildirmenin bile mümkün olmadığını görmek gerekiyor. Artık sosyal medyaya yayıldığımızı değil, sıkıştığımızı, muhalefeti etkisizleştirdiğini ya da iktidara rahatsızlık vermediğini anlamamızın vakti geldi.

Ama pek çok insan için sosyal medya adaletin arandığı, yer yer bulunduğu bir alan…

Bakın, Batman’da intihara sürüklediği İpek Er’e tecavüz ettiğine dair ciddi kuşkular bulunan Uzman Çavuş Musa Orhan’ın tutuklanması konusunda günlerce sosyal medyada kampanya yapıldı. Herif tutuklandı da. Ve pek çok arkadaş bunu bir zafer olarak gördü. Fakat kısa süre sonra serbest bırakılınca da pek çok insan büyük bir yıkım yaşadı. Peki tutuklanması sosyal medya marifetiyle sağlandıysa, serbest bırakılması neyin eksikliğinin sonucu?

Sizce neyin?

Sokak ve sosyal medya birbirinin mütemmim cüzü olmak zorunda. Sosyal medyada bulunan adaletin ömrü, sosyal medya gündeminin ömrü kadardır. Kaldı ki, Türkiye’de toplam 12 milyon Twitter kullanıcısı var. Daha yaşlı kuşağın var olduğu Facebook kullanıcılarının sayısı ise 37 milyon. İktidar karşıtlarının, yanlılarının ve her iki tarafın trollerinin hesapları bu sayıya dâhil. Troller dışında kalan herkes bir körler sağırlar ilişkisi gibi sadece kendi mahallesi ile etkileşim içinde. Haliyle bu mecralardaki gündem belirleme mücadelesinde de muhalefet açık ara önde değil. Rejimin ve işbirlikçilerinin sübvanse ettiği on binlerce troll hesap var. Bunların hedef gösterdiği kullanıcılar saatler sonra kendilerini karakolda buluyor. Çünkü arkalarında bir iktidar gücü var. Peki muhaliflerin arkasında ciddi bir toplumsal güç var mı? Sosyal medya, sokağın gücü olduğu sürece bir güçtür. Aksi halde sadece birbirimizi takip edip oyaladığımız, vicdan rahatlattığımız, trollerle uğraşırken güç ve enerji kaybettiğimiz bir mecra oluyor.

BİNLERCE ‘BARIŞ ATAY YALNIZ DEĞİLDİR’ TWEET’İ ATILDI, AMA BARIŞ YALNIZDI

Nasıl yani?

Basit bir örnek vereyim. Musa Orhan’ı kollayan İçişleri Bakanı’na tepki gösterdiği için saldırıya uğrayan Barış Atay için iki gün boyunca “Barış Atay Yalnız Değildir” diye binlerce tweet atıldı. Fakat saldırıya uğradıktan sonra gittiğim hastanede Barış’ın yanında sadece TİP’li bir avuç arkadaşı vardı. Ertesi gün yaptığımız basın açıklamasına gelen insan da 250-300 kişiydi. Hani o on binlerce tweet’in sahipleri? Demek ki Barış yalnızmış. Demek ki “yalnız değildir” demek yetmiyor, yalnız bırakmamak da gerekiyor. Tıpkı Ebru Timtik’in ölümünden sonra Twitter’da esip gürleyen binlerce kişinin ertesi gün yapılan İstanbul Barosu önündeki açıklamaya ve cenaze törenine gelmemesinde olduğu gibi.

Siz milletvekilisiniz ve insanlar size, “tamam da siz tweet atmak dışında ne yapıyorsunuz”, “Meclis’te ne yapıyorsunuz” diye soruyor. Bu sorulara yanıtınız nedir?

Elbette bu soruyu yöneltmek hakları. Ancak paradoks şu ki, soruyu yöneltenlerin büyük kısmı aynı zamanda parlamentonun kadük ve işlevsiz bir yer olmasından da yakınanlar. Ki bunda da haklılar. Böyle bir Meclis aritmetiği ve mevzuatıyla parlamenter muhalefetin yaptığı ya da yapacağı zaten belli.

SOKAK ÇOK GÜRÜLTÜLÜ DE, MECLİS Mİ SESSİZ?

Meclis aritmetiği içinde parlamenter muhalefetin yaptığı nedir size göre?

Muhataplarımıza hak ettiklerini, hak ettikleri dilden söylemek. Üstelik onun da süre sınırı var. Meclis aritmetiği de ortada ve gelen yasa tasarıları karşısında sonucu değiştirmeyeceğini bildiğin “evet” ya da “hayır” oyunu kullanıyorsun. Eğer parlamenter muhalefet toplumsal muhalefetin sözcülüğünü üstlenemiyorsa, sözün taşıyıcılığını yapmıyorsa, insanların hesap sorma hakları elbette var. Sokak çok gürültülü de Meclis mi sessiz, hayır. Aslında bu şekilde ortaya çıkan linç ve şehvet toplumsal muhalefetin zayıflığının üzerini örtmeye yarayan bir kılıf.

Parlamenter muhalefetin olanakları kısıtlı, sokak kapalı, insanlar ne yapsın o zaman?

Parlamenter muhalefetin güçlenmesi, sokak muhalefetiyle paralel ilerlemesiyle mümkün. Bugün engellendik diye yarın aynı sokağa gitmezlik edemeyiz. Her gün inatla, inançla, kararlılıkla sokağa çıkmaz, demokratik hak taleplerini haykırmazsak, faşizmin duracağı bir nokta olmayacak. Ancak şu da bizim yüzleşmemiz gereken bir gerçek ki zayıflatılan muhalefete, topluma önderlik edecek ne bir lider ne bir siyasi parti ne de sendika ya da sivil toplum örgütü var. Türkiye muhalefeti olarak toplumun güven duyduğu bir odağı neden yaratamadığımızı sormak ve bu soruya hem cevap hem de çözüm üretmek zorundayız.

MUHALEFETE ÖNDERLİK EDECEK TEK KİŞİ SELAHATTİN DEMİRTAŞ

Sizce bu liderlik ihtiyacını kim karşılayabilir?

Bence mevcut muhalefete önderlik edecek tek kişi Selahattin Demirtaş ve tam da bu nedenle hapiste. Ancak bu bir fasit daire. Sen sessiz kalırsan Selahattin Demirtaş hapiste kalmaya devam edecek. Osman Kavala aynı dosyadan iki kez tahliye, bir kez beraat ettiği halde aynı suçlamalarla hapiste tutulmaya devam edilecek. Gazetecileri susturmak için hapsetmeye, seçmen iradesini gasp edip temsilcilerini rehin almaya devam edecekler.

Peki muhalefete yönelik bu eleştirilerde, muhalif bir siyasetçi olarak kendinize de pay çıkarıyor musunuz?

Elbette! Yaptığım eleştirilerin tümünü kendime de yöneltiyorum. Yaptığımız bunlardan ibaret. Sayısal olarak iktidar lehine bir güç asimetrisinin olduğu Meclis içinde yapılabileceklerin sınırı çok net çizilmiş. Orada sözün, itirazın taşıyıcılığını yapıyorsunuz. Dışarıda hukuksuzluğa uğramış insanların davalarına gitmek, işçilerin eylemlerine katılmak, hak arama mücadelesindekilere omuzdaşlık etmek, talepleri dile getirmek, yaygın medya kanalları bize kapalı olduğu halde bulabildiğimiz her mecrada ezilenlerin sesini duyurmaya çalışmak… O kadar. Peki parlamenterliğin hakkını yeteri kadar veriyor muyuz, kanımca hayır. Ama bunun hakkını tam olarak nasıl verebileceğimize dair sorunun yanıtını da bulmuş değilim. Aritmetik dolayısıyla sonu baştan belli bir maç içindeyiz. Bazı arkadaşlar, oylamalarda tüm muhalefet milletvekillerinin olmamasıyla ilgili eleştiriler yöneltiyor. Yani sadece parlamenter muhalefetin sembolik direnişi peşindeler. Başı-sonu belli bir oylamada orada hazır bulunmak sembolü üzerinden kurulmuş bir parlamenter aktivizm beklentisi bu.

Devamı için

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.