DOLAR 8,2808
EURO 9,7306
ALTIN 498,725
BIST 1126,99
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 23°C
Gök Gürültülü
#gazeteciliksucdeğildir
#gazeteciliksucdeğildir

Bir evlilik hikâyesi: Komik ve hüzünlü

1934 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Luigi Pirandello’nun 1902 yılında yazdığı ikinci romanı ‘Sırasını Bekleyenler’ Shakespeare oyunlarını hatırlatan eğlenceli bir aşk ve evlilik komedisi. ‘Sırasını Bekleyenler’de romancı, öykü ve oyun yazarı kimliğini bir araya getiren Pirandello, içe ve dışadönük keskin gözlemlerini felsefe yapmadan ama filozofça hikâye ederken sesini 21’inci yüzyıla da duyuruyor.

Bir evlilik hikâyesi: Komik ve hüzünlü
#gazeteciliksucdeğildir
28.08.2020
14
A+
A-

İnsan ruhunu derinlemesine tahlil ve tasvir eden öykü, roman ve oyunlarıyla dünya edebiyatının ‘büyük’ yazarlarından olan Luigi Pirandello (1867-1936) Sicilya Adası’nda, Caos Köyü’nde dünyaya geldi. Pirandello, yıllar sonra inişli çıkışlı hayatını değerlendirirken ‘kaosun evladı’ olduğunu söyleyecektir… Oysa zengin bir ailenin çocuğu olarak doğmuş, iyi bir eğitim görmüştü. Bonn Üniversitesi’ni bitirmiş, çağdaş edebiyatla ve düşünce akımlarıyla tanışmıştı. Roma’ya yerleştikten sonra sadece edebiyatla ilgilenmek istiyordu. 26 yaşındayken ilk romanı ‘L’esclusa’yı (Dışlanmış Kadın) yazdı. 1895’te geleneklere uygun biçimde evlendirildi. Evliliğiyle birlikte çok verimli bir döneme girmişti. Ne var ki 1903 yılında ailenin ticari açıdan uğradığı felaket sonrasında karısının ruh sağlığının bozulması, şüpheci, saldırgan hali yazarı da etkileyecek ve o da intiharı düşünecek kadar depresif bir ruh hali içinde geçirecekti ömrünü. Şaşırtıcı olan Pirandello’nun bu çalkantılı ruh halini çok keskin gözlemlerle edebiyata yansıtmasıdır. Sanki iki ayrı Pirandello yaşar aynı bedende. Birisi mutsuz, ruhsal çöküntü yaşayan, ailesini geçindirmek için öğretmenlik yapmaya başlayan bir adam, diğeri bu adamı ve çevreyi gerçekçi biçimde tahlil ederek alaycı bir üslupla hikâyeleştiren bilge bir yazar…
Birinci Dünya Savaşı başka acılar da tattırdı Pirandello’ya. Savaşa katılan oğlu uzun süre esir kaldı, savaş bitiminde karısının hastaneye yatırılması kaçınılmaz hale geldi. 1925’te Mussoli’nin desteği ile Roma Sanat Tiyatrosu’nun yönetmenliğine getirilmesi maddi açıdan rahatlama sağlamakla birlikte aslında faşistlerden nefret eden Pirandello’yu hiç de mutlu etmedi. Yeni görevi ona dünya çapında ün sağlamış buna karşılık anti-faşist çevrelerin tepkisine yol açmıştı. Faşist harekete gizlemediği nefreti yüzünden ise oyunları tutucu kesimler tarafından boykota uğruyordu. Her şeye rağmen halk tarafından çok sevilen bir yazardı. 1936’daki ölümünden sonra yazarın popülerliğinden yararlanmak isteyen Mussolini, cenazesini ulusal bir törenle kaldırmak isteyecek ancak oğlu babasının vasiyetine bağlı kalarak teklifi geri çevirecekti.

BASİT BİR HESAP
Luigi Pirandello’nun her zamanki gibi Sicilya’yı ve Sicilyalıları anlattığı romanı ‘Sırasını Bekleyenler’ aslında 100 sayfalık bir novella. Pirandello’nun olaylar, durumlar ve mekânlar arasında hızlı geçiş yapmasını sağlayacak şekilde 30 bölüme ayırdığı hikâye -beklenmedik gelişmeler eşliğinde- çok hızlı ilerliyor.
Olayın başlangıcı Marcantonio Rav isimli, ‘babacan yağ tulumu’, inatçı ve orta halli bir adamın güzel kızı Stellina’yı evlendirme kararına dayanıyor. Evliliğe kimsenin itirazı yok, herkesin tepkisini çeken damat adayı, yani Don Diego Alcozèr. Zira Don Diego 72’sine varmış, sıska mı sıska, kafatasını ıslatılmış bir avuç saç tutamıyla örtmeye çalışan, bıyıksız, hatta kirpiksiz, ufacık gözleri soluk ve sulu bir adam. Zamanında kibar mı kibar, kılıç ve dans üstadı bir beyefendiymiş ama “İki Sicilya Kralı II. Ferdinando çağının kat kat kabarık eteklikli hatunlarının en dayanılmaz avcılarından biri ne yazık ki sonunda işte bu hale düşmüş”.
Kasaba ahalisinin tepkilerine rağmen kızının mutluluğu adına en doğru tercihi yaptığından hiç kuşku duymuyor Marcantonio Rav. Yılların deneyimine dayanan, Sicilya’nın gelenekleriyle beslenen basit bir mantığı var: “Stellina, Don Diego’nun evine bir evlat gibi girecekti: Ne fazla ne eksik. Babasının evinde oturacağına öteki evde oturacaktı, daha bile rahat ederdi, evin tek hâkimi olurdu. Tanrı’nın yardımıyla hayırsever kocasının naaşını ebedî istirahatgâhına uğurlardı, işte o zaman, evet, gelsin delikanlı! Güzel, zengin, prensesler gibi yetiştirilmiş, ballı kısmet sayılırdı; delikanlılar da o durumda arı gibi çevresine üşüşürlerdi.”
Gerçekten de daha şimdiden Stellina’nın çevresine çok sayıda -işe yaramaz- delikanlı üşüşür. Ne var ki kader ağlarını örecek, yolları bu evlilik etrafında kesişen insanların her birine farklı oyunlar oynayacaktır… Kaderin cilvesine bakın ki, Pirandello bu hikâyeyi tasarladığı günlerde, sert ada püritenliği ortamında babasının ortaklarından birisinin kızıyla evlendirilmişti. Roman yayımlandığında yanlış anlamaları önlemek için kitabını karısına ithaf etti.

PIRANDELLO GERÇEKÇİLİĞİ
Luigi Pirandello’nun ilk anlatıları sanat ve edebiyatta kahramanca veya efsanevi olana değil, çağdaş gündelik konulara eğilmeyi öne çıkaran Verismo akımının teorisinden ve üslubundan etkilenmişti. Latince ‘verus’ yani ‘doğru’ sözcüğünden türetilen Verismo bir gerçekçilik biçimiydi. Pirandello, Verismo akımını kendi gözlem gücü ve hüzünlü mizahıyla takviye ederek daha ilk romanlarında özgün bir üslup yakalamayı başarmıştır. ‘Sırasını Bekleyenler’de kişisel olmayan bir anlatıcının bakış açısıyla yapılan nesnel sunumlar, keskin gözlemler ve ayrıntılı tasvirlerle bir Sicilya kasabasının ve kasaba ahalisinin canlı bir tablosunu sergiler.
Kariyerinin başında yazılmış olmasına rağmen ‘Sırasını Bekleyenler’ Pirandello tarzının tüm neşesini ve teatralliğini, İtalyan dilinin, diyalogların ve açıklamaların fantastik kullanımını sergileyen bir roman. Aynı zamanda, ilerleyen yıllarda daha da geliştireceği temaları da barındırıyor. Böylelikle 20’nci yüzyılın başındaki Sicilya hayatını, taşranın her bir kendi çıkarını kollayan küçük burjuvalarını, soyluluğun tükenişini, daha baştan kaybetmiş ya da kaybetmeye mahkûm insanları, bayağıca kurnazlıkları, ayakbağı haline gelen toplumsal değer yargılarını izleyebiliyoruz.
Üslubunun ‘uyumsuzluğa yönelik duyguya’ dayandığını ve okuyucuda benzer bir duygu yakalamak istediğini söyleyen Pirandello kendi mizacına uygun düşecek bir biçimde, ironik sesiyle anlatıyor hikâyesini. Eğlenceli olduğu kadar hüzünlü, komik olduğu kadar dokunaklı, rahatsız edici, hatta trajik. Kısacası tam da Pirandello’nun arzuladığı gibi; “ağlamakla gülmek arasında belli bir tereddüde sevk eden, insanın arzularıyla zayıflığı arasındaki temel çelişkide konaklayan” bir ironi bu. İroninin yarattığı mizah tartışılan meselelerin ciddiyetini ve önemini azaltmıyor. Hikâyenin arka planına arzuları ve umutları öngörülemeyen ya da kontrol edilemeyen olaylar tarafından söndürülmüş karakterlerin hayal kırıklıklarının gölgesi düşüyor.
“Yirminci yüzyıla sesini veren üç büyük yazar vardır. Bu üç yazar Kafka, Borges ve Pirandello’dan başkası değildir” demişti Leonardo Sciascia. ‘Sırasını Bekleyenler’de romancı, öykü ve oyun yazarı kimliğini bir araya getiren Pirandello, içe ve dışadönük keskin gözlemlerini felsefe yapmadan ama filozofça hikâye ederken sesini 21’inci yüzyıla da duyuruyor.

SIRASINI BEKLEYENLERBir evlilik hikâyesi: Komik ve hüzünlü
Luigi Pirandello
Çeviren: Neyyire Gül Işık
Can Yayınları, 2020
120 sayfa, 13.50 TL.

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.