DOLAR 7,902
EURO 9,4569
ALTIN 455,047
BIST 1294,14
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 16°C
Çok Bulutlu
#gazeteciliksucdeğildir
#gazeteciliksucdeğildir

HERKES AY’A BİZ AYASOFYA’YA…

Nilüfer Çetin
Bu saltanat bitsin diye, her birey korkmadan fikr-i beyan etsin diye; yılmadan, yorulmadan, sizlerin güvenine layık olma bilinci ile burada olacağız. Yol arkadaşımız olmanız umuduyla hepinize bin selam olsun…
12.07.2020
65
A+
A-

Merhaba gündemi sabun köpüğü olan güzel ülkemin, güzide halkı. Daha birkaç gün önce çoklu baro yasasına karşı direnişten, mevcut iktidardan önce kadının adının olmadığından, sosyal medya ve “nekstfiliz”e uygulanacak yasaklarla uğraşırken gündem tekrar Ayasofya’ya döndü iyi mi?

Mesele ne peki? I. Justinianus tarafından, 532-537 yılları arasında inşa edilen ve 1453 yılında İstanbul’un fethi ile de cami olan Ayasofya; Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra Bakanlar Kurulu’nun 24 Kasım 1934 tarih ve 7/1589 sayılı kararıyla müzeye çevrildi. Kısacası inşa edildiği tarih ve yaşayışı itibariyle ciddi bir tarihi öneme sahip olan Ayasofya, 537-1453 arasında kilise, 1453-1934 arasında cami, 1934’ten beri de müze olarak kullanıldı. Dolayısıyla yaklaşık 1000 yıl kilise, 500 yıl ise cami olarak hizmet veren Ayasofya, toplamda yaklaşık 1500 yıllık, Hıristiyan, Müslüman ve Bizans-Osmanlı ortak kültür mirası durumunda. Fatih Sultan Mehmet, 1453’te İstanbul’un fethinden sonra “kılıç hakkı” mantığıyla ve yeni fethedilen İstanbul’un cami ihtiyacını karşılama amacıyla Ayasofya’yı kiliseden camiye çevirmişti. 20. yüzyılda ise; Atatürk Ayasofya’ya, tamamen hümanist bir bakış açısıyla uygarlık eseri gözüyle bakarak, dinsel bir fanatizmin ötesinde insanlığın ortak kültür mirası olarak gördüğü için Bizans ve Osmanlı eserlerini sergilemek amacıyla Ayasofya Müzesi’ni kurdu.

Koç Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Zafer Toprak’ın anlatımıyla Atatürk; “Hıristiyan dünyası için büyük değer taşıyan bir yapıyı dini kimlikten bir nebze sıyırıp müze haline getirirken; bir taraftan da yeni inşa edilen Cumhuriyet’e vermek istediği kimliği de tanımlamaktadır. Bu, kendi baskın Türk ve İslam dokusunun yanı sıra o ülke topraklarında var olmuş bütün dinlere, kültürlere, uygarlıklara hoşgörüyle bakan, onlarla köprüler kuran bir kimlik olmalıdır.”

Ve bugün gelinen noktada Ayasofya’yı müze yapan 1934 tarihli Bakanlar Kurulu  kararını hukuka aykırı bulan Danıştay; ilgili düzenlemeyi iptal etti. Çok uzak sayılmayacak bir geçmişte “Ayasofya’yı açmanın bir götürüsü var. Ayasofya’nın açılmasını isteyenler, yurt dışındaki camilerimizin başına ne gelir hiç düşünüyor mu? Ben bir siyasi lider olarak bu oyuna gelecek kadar istikametimi kaybetmedim.” diyen sayın Erdoğan; bu kararın hemen ardından, Ayasofya’nın Diyanet İşleri Başkanlığı’na devrini ve ibadete açılmasını öngören Cumhurbaşkanlığı Kararı’nı imzaladı ve karar Resmî Gazete’de yayımlandı.

Biz çoklu baro sistemi ile, Sakarya’da çocuk oyuncağı (!) adı altında torpil-çatapat-muska (!) adında oyuncaklar üreten bir havai fişek fabrikasında kaynağı belirsiz bir patlamada hayatını kaybeden işçiler, karartılan muhalif ekranlar, hukuksuz bir şekilde hapsedilen hatta sağlığı yok sayılarak doktora bile gönderilmeyen gazeteciler ile meşgul iken; gündem değiştirme konusunda pek maharetli olan devlet büyüklerimiz bir anda ipe cambaz çıkardı tabiri caizse. Sayın Erdoğan; küçük bir kararname ile Ayasofya’yı açabilecekken bunu tercih etmeyerek konuyu kamuya taşıdı ve maalesef kaybolmaya yüz tutmuş, hukuku da bu işe alet etti. Yapılan son açıklama ile benim anladığıma göre; aklınca bu karar dış kamuoyu tarafından mahkeme kararı olarak okunacak ve karar Danıştay’a mal edilecek; iç kamuoyu ve yandaş güruh da Erdoğan’ı Ayasofya’nın yeni Fatih’i olarak ilan edip, Atatürk’ü İslam düşmanı görecek. Şu anda sosyal medya ve tüm platformlarda bu görüşlerin artacağının ilk sinyalleri yerini aldı bile. Öyle ki; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının buluştuğu ortak görüşlerden biri de şu; “Sırada, Atatürk’ün kaldırdığı hilafet var.”

Benim şahsi görüşüm ise; Ayasofya’nın camiye çevrilmesi kararının yanlış ve tam anlamıyla siyasi çıkarlar için verilmiş olduğu yönünde. Hatta New York Times’ın “Hem Hristiyanlar hem Müslümanlar tarafından önemsenen bir dünya mirası olarak anlatılan Ayasofya’nın Danıştay kararının uluslararası öfkeye yol açabileceği, Ayasofya’nın 80 yıldır herkese açık bir müze olarak uyumun ve modern Türk devletinin temellerinin parçası olan laikliğin simgesi” olduğu görüşüne yürekten katılıyorum. Ve verilen kararın; bu toprakların tarihine, insanlık mirasına ve farklı kültürlere saygısızlık olduğunu can-ı yürekten savunuyorum.

Sosyal medyada dolaşan ve çok doğru olduğuna inandığım bir paylaşım da şu:

– İşsizlik aldı başını gitti

+ Ama Ayasofya Camii ibadete açıldı

– Hayat pahalılığı uçtu, marketin önünden geçemiyoruz

+ Ama Ayasofya Camii ibadete açıldı

– Hiçbir şey eleştirilemiyor, her lafa dava açılıyor

+ Aaaa Ama Ayasofya Camii ibadete açıldı

– Yolsuzluk, yoksulluk?

+ Ama Ayasofya Camii ibadete açıldı ya

– Hukuk, yargı?

+ Ayasofya?

– Basın Özgürlüğü?

+ Ayasofyaaaa

Son olarak; hükümetin bu hamlesine “hayırlar” dileyenlere de bir çift sözüm var naçizane. Hükümetin her hatasında, her yanlış adımında cengâver kesilenler; söz konusu “dini tabanlı seçmen” olunca dut yemiş bülbüle dönüyorlar ki karşılarında bunun en az iki katı seçmen olduğunu bilmelerine rağmen. Bir zamanlar; Cumhuriyeti ve laikliği hedef alan mevcut düzene çare olacağına inandığım için yürekten desteklediğim, hatta “adam kazandı” diyerek ortadan kaybolduğunda bile konduramadığım Muharrem İnce’ye var bir sitemim. Bu ülke, bu halk, Atatürk’ün yolunda, ileri görüşünde birleşmediği sürece bu dirliği ve bu birliği sürdüremez. Bu konuda en büyük gaf sizindir Sayın İnce… Ata’ya yapılan saygısızlığa yanıtınız “davet ederlerse giderim” ise yok hükmündesiniz bizim için. Sağlıcakla kalın…

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.